PDC Mektupları #1

Kasım 18, 2009 · mucit yazdı · 1 yorum 

Bulutlararası’nın sevgili okurları için Microsoft’un Los Angeles’ta tertip ettiği Professional Developer Conference 2009′ta duyduklarımıızı, kendi görüşlerimizle beraber ifade etmeye çalışacağız. Bu yazı, serinin ilki oluyor ve de ilk günkü “workshop” ve sonraki günde gerçekleşen ilk oturumları kapsıyor.

Workshop Paralelizmi

PDC toplamda üç gün süren bir etkinlik. Haftanın ortasına denk geliyor. Ancak isteyenler için Pazartesi ısınma turu tadında “workshop” etiketli tüm gün süren oturumlar bulunuyor.

Biz takım olarak workshop’lardan birer tane seçip katılmayı planlamıştık. Gün yaklaşırken farkettik ki Windows 7 Developer Bootcamp başlıklı Mark Russinovic üstadın katıldığı oturum tulum çıkarmış. Hem bedava olması hem de doğrudan teknik üstadların bulunması nedeniyle kontenjanı tükenmiş.

İlk olarak “Visual Studio 2010 ile kalitesi yüksek yazılımlar geliştirme” seansına ilgi duysam da sunumun tamamen test mühendislerine yönelik olduğunu görünce ikinci önceliğim olan “MS’in teknoloji yol haritası”na koştum. Michele Leroux konuşuyor ve tüm Microsoft’un tüm kanallardaki gidişatının üzerinden geçiyordu.

Michele’in uzun oturumunda gördüğüm ve daha sonraki oturumlarda da sık sık göreceğim şey IIS’in yeni sürümünde sunulan WCF servislerini “dashboard” ekranından takip edebilmek oldu. PDC’nin bu seneki en önemli konusunun uygulama sunucu platformu ve Bulut-işlem ürünleri olduğunu söylemedim sanırım.

ASP.NET’in Dynamic Data gibi scaffolding fasülyesi ve ADO.NET’in Data Services adlı REST tabanlı veri servisi ye rişgal etmesine rağmen pek bir heyecan uyandırmadı.

Michele Hanım, Microsoft SkecthUp adlı fantastik (ama teyyare) ürünü, sevimli çocuğunun resimleri üzerinde göstererek tamamı erkek olan kalabalığı gülümsetmeyi başardı. Genel anlamda başarılı bir sunumla Microsoft’un güncel duruşunu paylaştı. Microsoft bile kendini bu kadar güzel anlatamazdı. Kendisi bağımsız bir danışman pozisyonunda olmasına rağmen, ürünleri yalın bir edada fazla kritik etmeden anlatması insanları eminim ürün hakkında bir çok şeye ikna ediyordur. Bunu ülkemizde de başarıyla uygulanan Microsoft klasiği olarak kaydedebiliriz.

Resimde Michele’e soru sormak için bekleyen civanları görüyorsunuz:

Keynote – Açılış Gösterisi

Açılış gösterisi, büyük bir salonda, güzel aydınlatılmış ve kameralarla desteklenen plaformda yapıldı. Don Box’un performansının bu kadar yüksek olduğunu bilmiyordum. Adam, koşarak akıtıyor içindekileri. ASP.NET MVC anlatıyor elbette.

Gösteride kayda değer bir olay da bugüne kadar “Dublin” olarak kodlanan uygulama sunucusu platformunun resmen “AppFabric” olarak adlandırılması oldu. İrlanda adına üzülsem de ürünün artık adının verilip Beta 1 etiketiyle salınacak olması güzel haberdi. Microsoft, ürünün geliştirilmesinden daha fazla eforu ürünü pazarlamaya harcadığı için midir nedir, bu anonsla beraber PDC koridorlarındaki afişler değişmiş ve AppFabric olanları gelmişti. Dünyada ilk kez o salonda denilen şeydi AppFabric. Microsoft için önemli bir adım atılmış oldu ve şu Dublin gerginliğini böylelikle atmış olduk.

Visual Studio 2010 ve WPF

Nefesini ensemizde hissettirmeye başlayan VS 2010′un, gördüyseniz çok değişik bir arayüzü var. Artık bir IDE’den çok Office uygulamasına benziyor. Sonraki sürümde muhtemelen üst menüye Ribbon’u çakacaklar. Hayırlısı.

VS 2010′un arayüzünde, daha önceden de bildiklerimize göre Windows Presentation Foundation (WPF) kullanılmış. WPF ile maksat daha cilalı ve hareketli arayüzler yapabilmek. WPF’nin VS 2010′da kullanılmasını çok stratejik bir karar olarak görüyorum. Çünkü dikkat ederseniz WPF’nin alternatif olarak sunduğu tüm imkanlara rağmen henüz daha emekliyor oluşu ve standart arayüz yapan programcılar için yatırım yapmaya değmiyor oluşu yaygınlaşmasını engelledi. Gösteri veya örnekleme amaçlı uygulamalar dışında kullanıldığını çok sanmıyorum. (Muhtemelen vardır ama bu genel yargımı etkilemeyecektir. Tamam mı?)

Geliştiricilerin cesaret edemediği WPF olayına, işin sahibi el atmış oldu ve kendi ürününe çaktı. Microsoft, ilgili sunumda da dendiği gibi “sizin çekeceğiniz sancıyı biz çekelim” veya daha yerli bir söyleyişle “sana gelen bana gelsin” diyerek tüm dünyayı WPF kullanmaya yüreklendirmeye çalıştı. Bakalım işe yarayacak mı? Bakalım bu gelişmeden sonra WPF – Windows Forms rekabeti nasıl ilerleyecek? Merak ediyoruz. Çünkü biz de aynı kavganın ortasındayız. WPF’ye girmeye elimiz varmıyor. Windows Forms’ta da da azıcık hareket istediğinizde maliyeti fazla oluyor.

Yine de Microsoft’un ekran kartı, işlemci ve hafıza tüketimini körükleyebilmesi için üzerinde büyük bir iş yükü var. WPF davasının çok savunanı olacaktır sırf bu “Dark Computing” dininden dolayı. Sonunda hep beraber cennete gidecekler çünkü.

Oturumdaki konuşmacı, VS’yi WPF’ye geçiren ekibin liderliğini yapmış. Bu arkadaşa 6 kodcu ve 5 de testçi vermişler. Yaşadığı zorlukları anlattı. Bir WPF’cilere gittiğini bir VS’cilere gittiğini anlattı. Sonunda başarmış olmanın güveniyle konuşuyordu. Sıkıntıların demosunu da gösterci ufaktan.

Benim asıl merak ettiğim, IDE gibi performansın önemli olduğu bir sistemde WPF gibi bir kurabiye canavarını nasıl kullanabildiler. WPF, VS içinde proje açtığında dökülürken, VS’nin kendisi WPF olunca ayakta durabilecek mi? Çok merak ettim çok. Ancak arkadaşın süresi performans konularını anlatmaya yetmedi ve bizi başka seanslara yönlendirdi. Meselâ şu an bu cümleyi yazdığım oturumun adı “WPF performans ayar ve analizi”.

Windows ve Dokunma Duyusu

Şimdilerde tüm bilgisayar cihazlarındaki moda, dokunma duyusunu kullanabilmek. Özellikle multi-touch programlama önümüzdeki senelerde salgın hâline gelecek, besbelli. Windows 7 de kendi Touch API’sini yayınladı. Dokunma algılayıcısı bulunan ekranlarda çalışacak programları bu API yardımıyla yazabiliyorsunuz. Katıldığımız bir derin dalış (deep dive) seansında konu balıklamasına işlenmiş oldu.

Aynı saatlerdeki Entity Framework seansını kaçırdığım için üzülmeme neden olacak kadar baygın bir sunumdu. Henüz API’yi .NET üzerinden kullanan bir örnek göremedim. Gördüğüm gün ilgimi çekcektir muhakkak. Son yorumum şu ki çoklu dokunmatiğe göre program yazabilmek, Windows programcılarına yeni ve heyecanlı kapılar açacaktır.

WPF Performans Analizi

Umutsuzca girdiğim bu oturumdan kendim için önemli bilgiler edinerek çıktım. İki genç delikanlı, WPF uygulamalarının performans mevzularını nasıl ölçtüklerini ve nasıl önlemler aldıklarını söylerken güzel araçların da adresini vermiş oldular. Bu araçların bir kısmı sadece WPF için değil tüm .NET uygulamaları için işe yarıyor. Örneğin daha önceden bildiğim .NET Memory Profiler’in nasıl manalı bir şekilde kullanılabileceğine şahit oldum.

Bunun yanında Mark Russinovic üstadın Process Explorer’inin yanına bir de VMMap‘i eklediğini bilmiyorum. Görmüş oldum. Bir de XPerf denen bir mevzu var. Onu da yakında detaylı inceleyeceğiz.

Neticede şu an WPF ile ilgilenmesek bile WPF uygulamalarına performans odaklı yaklaşımdan bir şeyler çıkarabiliyoruz. Mesafe koymamak lazım.

Bulut Vurgusu

Yeni trendimiz bulut-işlem, PDC’de tahmin edebileceğiniz gibi en sıcak konu. AppFabric adı verilmiş uygulama sunucu platformuyla beraber Microsoft gazı vermiş gözüküyor. Artık Türkiye’deki danışmanların ve bağımsız taraftarların görevi her gittikleri yerde AppFabric demek olacak. Meselâ siz Entity Framework ile Linq to SQL’i öldürdü mü diye sorduğunuzda bir şekilde onlar ağızlarından AppFabric kaçıracaktır.

İsim muhabbeti bir tarafa, sonuçta ortada bir ürün olacak. AppFabric adıyla somutlaşan bu ürün, WCF ve üzerinde yayınlanacak Workflow Foundation süreçlerini destekleyecek. Kısaca size tarif etmem gerekirse, eskiden IIS’in içinde bulunan ve adına hızlıca WAS denilip salınan WCF “hosting” mekanizması şimdi daha da gelişip AppFabric adıyla takılacak. Bu cümleyi size kimse söylemediği için merak edip AppFabric hülyasının peşinde koşacaksınız.

Esas “bulut”un yatağı Azure denen ekosistem. Windows Azure adına bir işletim sisteminden, SQL Azure adında bir dağıtık OLTP cihazından bahsediyorlar. Bulut rekabetinde Microsoft, geliştirme teknolojileriyle entegrasyonunu öne sürerek ileride oynamak istiyor. Hakkıdır. Tüm büyük oyuncular “bulut”larını yarıştırmaya başladı ise Microsoft’un Visual Studio ve diğer tüm ürünleriyle “bulut” hattında paralel adımlar atması çok doğaldır.

Toparlarsak;

Şehir merkezine ufak bir ziyaret ve ardından yarın için hazırlıklar… Önümüzde ikinci ve üçüncü günler var. Erken giderek açılış gösterisinde patron adam Scott Bey’i dinlemek istiyorum. Kırmızı tişört giymezse darılırım.

Görüşmek üzere.

mucit kimdir?
"Evangelist" rüzgarına kapılıp kendine ünvan yaptı: framework evangelist. API yazmanın hastası. Ve sevdiği sıcaklar: regex, c#, dinamik diller. Hiç düşünülmemiş ufak araçlar yazarak mutlu olmaya, kurumsal yazılım mimarilerinde top koşturarak vergi ödemeye çalışıyor. Mühendis. KOU-CENG tayfasından.

Yorumlar

“PDC Mektupları #1” yazısı için bir yorum yapıldı.

Trackbacks

Diğerleri bu yazı hakkında ne demişler...
  1. [...] Mektup serisinin ilkini okumadıysanız buyrun. [...]



Ne düşünüyorsun?

Aklından geçeni bizimle paylaş, konuya renk kat, çılgın tartışmalar başlat!

Additional comments powered by BackType